29 Mayıs 2009 Cuma

Gözler yalan söylemez





Kuzey Kıbrıs Turkcell 3G Görüntülü Konuşma için yeni yaptığımız ilanlar.
Yazması, tasarlaması hayli zahmetli oldu.
Galiba okuması da öyle :)

24 Mayıs 2009 Pazar

Hamdolsun Memlekette Sansür Yok!

Makale, REKLAM YARATICILARI DERNEĞİ’nin çıkardığı ARASIRA dergisinin “REKLAMDA SANSÜR” özel dosyası için yazıldı.


HAMDOLSUN MEMLEKETTE SANSÜR YOK!

Ben küçükken Star TV’de (o günkü adıyla Interstar hatta MagicBox olma ihtimali var) Lisa Minelli’nin oynadığı “Cabaret” filminin
“sansürsüz” gösterileceğinin reklamları dönüyordu.

Bir filmin sansürsüz yayımlanmasının ne anlama geldiğini bilmediğimi ve bunun niye önemle duyurulacak bir şey olduğunu hiç anlamadığımı hatırlıyorum.

Sansürlü neydi ki “sansürsüz” diye bir şey olsun?

Tesadüfi bir şekilde sansür kavramından önce “sansürsüz”ü öğrenmiş biri olarak, büyüdükçe sansür mekanizmasının nasıl işlediğini layığıyla deneyimledim.

Mesela “muzır neşriyat” nedir bilirim; duymuşluğum, birtakım gazete bayilerinde poşette dergiler görmüşlüğüm var. “Gitar erotik çalınıyor” gerekçesiyle “Lambaya Püf De” şarkısının sansürlenme hikayesini birinci ağızdan dinlemişliğim var. 1999 yılında taaa Londra’lardan getirdiğim U2 grubunun “Propaganda” adlı dergisinin içeriğini Edebiyat Fakültesi Dekanı’na onaylatmışlığım, Dekan Bey’in sakıncalı gördüğü sayfaları bir bir yırtmasını ve eşzamanlı cık cık’lamasını izlemişliğim var. 



Hem sonra bizzat sansürlenmiş işlerim var. 
Umut Vakfı için çektiğimiz filmin morgda geçmesi münasebetiyle birtakım üst kurullar ve denetleme amcaları tarafından verilmiş “gençlerin zihinsel, fiziksel ve başkaşeysel gelişimlerini olumsuz etkileyebilir” raporum var.



Mesela yine bir reklam filminde “hareket etmek üzere olan şehir hatları vapuruna son anda atlamayı başaran ve buna utanmadan gol atmış gibi sevinen bir kadın’ı gösteren sahnenin “gençlere kötü örnek olabilir” endişesiyle(!) kırpıldığına tanık olmuşluğum var.

(Bu arada yanaşmak üzere olan vapurdan iskeleye atlanır ve fakat kalkmak üzere olan bir vapura atlamak teknik olarak mümkün değildir. Zira önce kapı kapanır, sonra vapur iskeleden ayrılır. “Film icabı” diye bir şey var bu hayatta.)



Sonra... Bazı müşterilerin rahatsız olduğu ve “kullanmasak iyi olur” derecesinde yasaklı fiillerim var. “Yaratmak” gibi.
Zira yaratmak gayet Allah’a mahsustur; herhangi bir faninin bir şey yaratması mümkün ve caiz değildir.


Dahası, alınan, bozulan olur; hatta belki nümayiş çıkar diye buraya yazamadığım nice örnek var, yani ayıptır söylemesi
benim de self-sansürüm var.

Bu ve benzeri durumlar hemen hemen her reklamcının başına gelmiştir. İster müşteri eliyle olsun ister denetim kurullarınca isterse reklam mecralarına sahip zihniyetlerin münasip gördüğü şekilde olsun, bu memlekette sansür artık her yerde. Yasaklı internet sitelerinden tutun da TV dizilerinde beceriksizce “bulanıklaştırılan” sigara ve içki görüntülerine kadar... 



Yurtdışında çekilmiş reklam filmlerine bakıyorsunuz, bir adam kiliseye gidiyor, günah çıkarıyor, rahiple iki hoş beş ve arkasından (tamamen sallıyorum) bir iç çamaşırı markası çıkıyor. Hadi bunu yapın bu memlekette.


Herhangi birimiz bir bisküvi ya da beyaz eşya markası için camide hatta namaz sırasında geçen komik bir hikaye yazabilir miyiz? 
Ya da marka ünlüsü olarak Bartholomos’u önerebilir miyiz?



Şimdi bunların, malum gazete ve belediyelerin ilanlara, billboard’lara müdahale etmesiyle pek ilgisi yok. Bu tamamen nasıl bir toplum olduğumuzla ve bu kanalları zorlarsak başımıza gelecekleri öngörüyor olmamızla ilgili ki bu ayrı bir hayatın konusu. 



Gerçi bizim meslekte sansür ajansta başlıyor. Dürüst olalım, yaratıcı yönetmenin ya da müşterinin beğenmeyeceğini bile bile bir fikri anlatma ya da uygulama cesaretini kaç kişi gösterebiliyor? E şimdi bu da sansür değil mi? Kendi zihnimize, durduk yere. 



Tam bu noktada lafı Young & Rubicam Reklamevi’nin sansürlenen Arçelik ilanına getirmem lazım ama canım hiç istemiyor.

O sansür kimin içindi hakikaten? 

Anneler Günü’nü kutlayan ve başka hiçbir bilinçaltı göndermesi olmayan bir ilanda, “anne” olarak boy gösteren kadınların etek boyları ve kısa kollu bluzları yüzünden hükmen günaha girecek erkekler için sanırım. 



Bir kısım medya (hep kullanmak istemiştim bu tabiri) ve benzer zihniyetteki büyüklerimiz toplumda böyle bir tehlike görüyor ve önlem alıyor olmalı. Bu memlekette Anneler Günü ilanından tahrik olacak, Allah korusun günaha yeltenecek erkekler varsa vay halimize. O vakit sansür bize haktır ve hatta müstahaktır.

Gerçi Başbakanımız “Ne yasağı? Ben giriyorum youtube’a, siz de girin” buyurmuşlar. Sansür, yasak da neymiş?
Başbakan’dan iyi bilecek halimiz yok.

İddia ediyorum yakın bir gelecekte bize “Aday adayı ne demek? Ben giriyorum AB’ye, siz de girin” diyecek.

Sivasspor ya da Anadolu'nun yeni efsanesi

Ana Sponsoru olduğumuz Sivasspor için yaptığımız destek filmi