20 Ekim 2010 Çarşamba

SAHADA İŞİNİ YAPANLARA SAYGI, TRİBÜNDE CENTİLMENLİK

Memleketimizde bir türlü oluşamayan "tribün kültürünü" pek dert eden insanlar olarak, FairPlay için kolları sıvadık. 
Sahada işini yapanlara saygı, tribünde centilmenlik sloganıyla Tribün Dergi için bu filmi yaptık. Filmi bir günde çektik. 
Oyuncumuz Sefa kafasına yağan bozuk paraların altında üstün bir performans sergiledi, filmimizi Şencan Güleryüz seslendirdi. Projeye destek veren herkese teşekkürlerimle...



Reklamveren: Tribün Dergi
Reklam Yazarı: İlkay Yıldız
Sanat Yönetmeni: Atilla Karabay
Yönetmen: Mert Baykal
Prodüktör: Sevinç Metuçin Öktem, Berna Parlak, Eser Fırat
Prodüksiyon: Zihin Açıklığı 




Fairplay / Tribün Dergi from Atilla KARABAY on Vimeo.






6 yorum:

  1. güzel bir film. ilgi çekici olduğu kesin...
    tamam ama... bu kadar da, "tribün ve saha steril olmalı, emeğe saygı, repleri görelim" havasında ele alınmamalı futbol. oluşturulmuş nobran tribün kültürünün doğasına, kimyasına aykırı. bu film de bu gidişata hayır diyen güzel bir çaba ama koşutluk sorunu var gibi.

    elbette "sahada mesleğini yapan adama saygısızlık etmeliyiz" demiyorum ama durumu bu şekilde marjinalize etmek, söylenen fikri çok da karşılamıyor bence. bu tıpkı sokağa çöp atan adama çöpü fırlatıp "kendi evine atsana" demek gibi. hatta trt'de çoook eskiden böyle bir kısa bilinçlendirme filmi vardı. arabasından portakal kabuğu fırlatan adama, yerden topladığı portakal kabuklarını aynen iade ediyordu kadın. bunu demek ne kadar kral bir ayar vermek gibi dursa da olmayacak bir şeydi. bugün de öyle...

    filmin etkileyici ve sembolik bir anlatımı var... "biçim" olarak ziyadesiyle sevdim... ama "öz" olarak kafama takıldı işte... futbol arenası, daha doğrusu yeşil çimle serili alanın tarifi başkadır. hormon taşkınına uğramış milyonlarca dinamik adrenalinin cümbüşünü, masa başında işini yapan adamla koşutlamak sağlıklı bir genelleme yapmaya imkan vermiyor ne yazık ki.

    yıllarca ali sami yen kapalısına gitmiş, bir trabzonspor maçında tribünün üst bölümünden, kendi renktaşı tarafından yönlendirilen delici maddeyi, yanlış ivme verilmesi sonucu kafasına yemiş biri olarak söylüyorum bunu.

    ama emin olun ben binlerce sağlıklı elmanın içinde, sadece "1 tanecik" kurtlu elmayım. yani film çok sevilecektir, eminim. bu bile filmi bütünüyle reddetmemi gerektirmiyor, aksine seyretmek ilgimi çekiyor. sadece övgüyü 1-2 kelime ile geçiştirip, yergiyi uzun uzun anlatan lanet bir türküm ben. genlerim adına özürdilerim.

    YanıtlaSil
  2. filmin tek amacı empati kurdurabilmek. insan bazı şeyleri kendine yapılmadan anlayamıyor bu hayatta- hatta belki de bu ülkede. birini anlayabilmemiz için aynı şeyi bizzat yaşamış olmamız gerekiyor, söz konusu mevzuya uyanabilmek, tepki verebilmek için.

    kurmaya çalıştığımız ilişki bir genellemeden çok, temel bir duygudan besleniyor. hakem ya da futbolcu olarak sahaya çıkan insan orada para kazandığı işini yapıyor. tıpkı benim masa başında oturup yazmam gibi. tek farkımız şu; ben çalışırken 25bin kişiye maruz kalmıyorum. bir adamın işini ortalama 25bin kişi önünde, açıkça müdahale edilebilir bir alanda yapıyor olması ona bu şekilde tepki verme hakkını vermiyor hiç birimize. kaldı ki birine sinirlendiniz diye ya da onu hiç sevmiyorsunuz diye kafasına bozuk para atmanın da basit bir ilkellik olduğunu düşünüyorum. bunun rasyonelize etmeye çalıştığınız tribün cümbüşüyle ilgisi varsa, yıllardır kapalı üstte, eski açıkta ve hatta numaralıda yanında oturanlara "sahaya bi şey atmayın ulan yeter artık!" diye bağıran biri olarak boşuna çabalamışım demektir :)

    rakip takım üzerine tezahürat ve ıslıkla baskı kurmaya da, rakip takım taraftarının sesini bastırmak için daha çok bağırmaya da varım. ama rakibine saygı duymayan bir futbol ve tribün kültürüne sonuna kadar karşıyım. ne bu filmle ne de başka bir aksiyonla bir avuç holiganı asla durduramayız ama empati yeteneği var olan arkadaşlar belki bundan sonra biraz daha özen gösterir. Zaman ayırıp fikrinizi paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum.

    YanıtlaSil
  3. Fikir süper. Sahaya yabancı madde atan insanları hiçbir zaman anlamamışımdır zaten. Bu reklamdaki oyuncunun yerine tribündeki beyinsizlerden birini oynatmak lazımdı aslında ama kaliteyi düşürmeye de gerek yok di mi :)

    YanıtlaSil
  4. Prodüksiyon için bütçe olmayabilir. Reklamcı, Reklamı için mekan seçerken bazen tropik adaları, bazen sibirya kadar soğuk bir coğrafya seçebilir. Bu tamamen fikri ve duyguyu en iyi anlatan mekanlar bulmaktır. (Cümle biraz dengesiz oldu.) Devam ediyorum yorumuma....Bazen de tanıdık kendisine çok uzak olmayan, bir adım yanıbaşındaymışcasına sıcaklık hissi veren bir mekan seçiminde bulunabilir.

    Soru: Yukarıdaki giriş paragrafının bu izlemis olduğunuz reklamla ne gibi ilgisi olabilir?

    A- Fikir guzel, Reklam güzel, OK.
    B- Reklam Tropik bir adada çekilmeliydi. Yazarımız 5 yıldır fotosentez yapamıyor. Tatile ihtiyacı var şeklinde reklamverene yapılan şantajlar feedback'siz kalarak gündemini yitirmiş olabilir.
    C- Reklam güzel olmus gerçekten.
    D- Reklamcının çekim oncesi yaşadığı sahne korkusu nedeniyle "Taksi ulaşımı + Atmosfer basıncı + Trafik + Sette geçirilen zaman + İçilen kahve miktarı + Montaj gibi unsurları hesaplayarak kendisine daha tanıdık gelen mekan arayışına gitmesi olarak özetlenebilir.
    E- Yukarıdaki sözleşmeyi okudum anladım. Mikrodalga Fırın siparişimi onaylıyorum.

    YanıtlaSil
  5. sayın serkan karaduman,
    bıraktığınız üstün yorumdan çıkardığımız (Atilla Karabay'la birlikte okuduk ve anladık- ya da anladığımızı sandık) tek sonuç şudur: çooook özledik seni. gel de tropik adalarda film çekelim. cellocanlı filan :)

    YanıtlaSil
  6. o kadar iroonik bir dille yazmisim ki ben bile anlamakta zorlaniyorum su an okurken...

    bende ozledim. osledim. ozledim ( bu son uc kelime vurgulu agir tempolu okunursa daha etkili olacaktir. TRT de oyle yapiyorlar gayet de oluyor.)

    YanıtlaSil