29 Ekim 2010 Cuma

İştcell Kolay Paket

Kahramanlarımız bu kez bir Türk klasiği olan Peşin Satan - Veresiye Satan mizansenini canlandırıyor. Sarp uzun uzun Kolay Paket'i anlatıyor, Namık Abimiz kafasını duvarlara vuruyor. 

video

20 Ekim 2010 Çarşamba

SAHADA İŞİNİ YAPANLARA SAYGI, TRİBÜNDE CENTİLMENLİK

Memleketimizde bir türlü oluşamayan "tribün kültürünü" pek dert eden insanlar olarak, FairPlay için kolları sıvadık. 
Sahada işini yapanlara saygı, tribünde centilmenlik sloganıyla Tribün Dergi için bu filmi yaptık. Filmi bir günde çektik. 
Oyuncumuz Sefa kafasına yağan bozuk paraların altında üstün bir performans sergiledi, filmimizi Şencan Güleryüz seslendirdi. Projeye destek veren herkese teşekkürlerimle...



Reklamveren: Tribün Dergi
Reklam Yazarı: İlkay Yıldız
Sanat Yönetmeni: Atilla Karabay
Yönetmen: Mert Baykal
Prodüktör: Sevinç Metuçin Öktem, Berna Parlak, Eser Fırat
Prodüksiyon: Zihin Açıklığı 




Fairplay / Tribün Dergi from Atilla KARABAY on Vimeo.






14 Ekim 2010 Perşembe

gnçtrkcll "Gençken Yapılacak 100 Şey" Kampanya filmi

Gençken Yapılacak 100 Şey kampanyamızda 1 yılı doldurduk. 

TV filmleri ve internet sitesi dışında kampanya boyunca neler yaptık, gençlere nerelerde ulaştık,  kampanya süresince neler yazılıp çizildi ve en önemlisi nasıl geri dönüşler oldu gibi soruların cevapları bu filmde. Film, kampanyanın hangi kültürel içgörülerden beslendiğinden; fikri nasıl yaydığımıza kadar tüm süreci anlatıyor. 

"Sosyal ve kültürel içgörülerden türeyen iç içe hikayeler" olarak tanımlamayı sevdiğim kampanyamızın Kristal Elma, Leo Burnett 7 Plus, Felis, Digital Age gibi yarışmalardan ödül aldığını da ekleyeyim. 

not: evet filmi anlatan benim. evet tüm tasarımı Ati yaptı. evet tabii ki de son hali değil, her geçen gün yeni bilgiler/işler eklendi ve yeniden yapmaya üşendik :) 

8 Ekim 2010 Cuma

GALATASARAY DERGİSİ 94.SAYI

Bu ay Tribün Notları'nda Galatasaray-İBB maçı var. Dergide de şunlar: galatasaray.org
Okuma zorluğundan şikayet eden annemin ricası ve umumi istek üzerine bu ay yazıyı dergi sayfası olarak değil, metin olarak yayınlıyorum.













     26 EYLÜL GALATASARAY- İSTANBUL BŞB

- Alo, iyi günler, büyü yaptırmak istiyorum. Eeee şey için... Total futbol için. Evet futbol. Yok dalga geçmiyorum, bi dinlerseniz. Şimdi şöyle... Bizim takıma biraz şans lazım, şeytanın bacağını kıramadık. Yok yok birinin bacağını kırmak filan yok tam aksine sakatların iyileşmesi için... Ay anlatamadım. Hani bazen şey olur ya, elinizde her türlü imkan vardır, yetenek vardır, zeka vardır ama şans yoktur. Bizimki o hesap işte. Takıma acilen böyle bi coşku, bi cengiz cevallik, bi aksiyon, bi hiperaktivite gelmesi lazım. Bi kurşun döksek, ne biliyim iki büyü olur, bi muska olur, olmadı bi reiki filan ayarlayabilir misiniz? Hepsine birey birey. Siz 20-30 kişilik şey edin işte. Bi de... Grup indirimi yapıyo musunuz?


Ne güzel bir Eylül akşamı, aynı güzellikte bir Pazar. Sarı-kırmızı, mor, mercan, krem ve bilumum renklerde akıyoruz Ali Sami Yen’e. Havadan sudan ve hayattan sebeplerle herkeste pür neşe, bir neşe.

-       - Gençler, kimle oynuyo Gassaraaay bugün?
-       - Büyükşehir Belediye
-       - İyi, söyleyin de buraya kadar gelmişlerken bizim dükkanın önündeki çukuru kapatsınlar artık.
-       - Olur abi, devre arasında gelir hallederler. Herkes mi güldürükçü, esprici abi bu memlekette?

Yerimiz bu maçta da Kapalı Alt. Aile salonu tadında çoluk, çocuk, cümbür, cemaat yerleşiyoruz koltuklarımıza. Ön sıralarda babalarıyla gelmiş iki ufaklık derin bir futbol muhabbetinde.

-       - Yanlış hatırlıyosun, iki sezon önceki Beşiktaş maçında öyle bi pas vermişti Ayhan. Hatta dakika 79 filandı.
-       - Değil diyorum ya Kayseri maçıydı, geçen sene, ilk yarının sonlarıydı hatta. İki adamı geçip Arda’ya inceden bi pas vermişti, bak böyle ayağının içiyle.
-       - Kerem!
-       - Efendim baba?
-       - Mercidabık Savaşı?
-       - Nası?
-       - Anlat bakiiim Mercidabık Savaşı’nı, Abbasileri de anlat!
-       - Offf ya ne biliyim baba şimdi Mercidabık filan.
-       - İki sezon önceki maçı dakika dakika hatırlıyosun ama eşşek sıpası! 

     Herkes baba-oğulun diyaloğuna gülerken, yan tarafta oturan başka bir adam konuya müdahil oluyor, sakin sakin çekirdek yiyen oğlunu bir anda bozuk para gibi harcıyor; çekirdekler çocuğun boğazında çitliyor.

-       - Bu yeni nesil böyle beyfendi. Hey gidi hey! Fatih senin yaşında İstanbul’u aldı, sen hâlâ otur!
-       - Amcaaaa, Fatih kaç netle almış İstanbul’u?   

Mercidabık’ı bilemeyen çocuktan gelen bu kontra atakla muhabbet bariz bir golle ve gülüşmelerle sona eriyor.Takımımız sahada ısınırken, Kewell fark etmeden büyük bir hata yaparak Kapalı Alt’a biraz fazla yaklaşıyor. Tribündeki kadınlar Tarkan konserindeki liseli kızlar misali çığlık atmaya başlıyor; erkekler fotoğraf çekiyor, çocuklar el sallıyor. Kolektif çıldırmalardayız. Aynı anda on binlerce kişinin kendisine son derece aşık olduğunu bilen Harry, “hey allahım” der gibi gülümsüyor, o gülümsedikçe çığlıklar artıyor.

Son zamanların en iyi Ali Sami Yen atmosferinde maç başlıyor, biz daha maçın havasına girmeden Baros’un ilk golü geliyor. Çoluk çocuk ayaktayız, bu kez “Baros” diye bağırmalardayız. Anons Alpaslan Dikmen’in anısına onun adına yapılıyor ve tribündeki iki sarışın genç kızın kafaları bir anda karışıyor.

-       - Aaa Sineeem, Baros Türk olmuş!
-       - Nası beee?
-       - Alpaslan diyo anons.

    “Teletubbies”den fırlamış kızların gözleri Baros’a kilitlendiğinden, kendilerine ters ters bakan kitleyi fark etmiyorlar. Zaten ikinci golü de görmüyorlar zira bu kez kafayı Aydın’a takıyorlar.

-       - Aydın da hoş çocuk aslında.
-       - Diii mii? Ne burcu acaba?
-       - Kovadır bence.
-       - Kova’yla Yay iyi anlaşır. Senin yükselenin neydi?

Bir süredir kızlara “hasbinallah” çekerek bakan bir abi kendini daha fazla tutamıyor.

-       - Eşşektir eşşek. Senin yükselen burcun bildiğin eşşeek!

Kızların gözleri doluyor, ağlayacak gibi oluyorlar. “N’oluyo ya? N’aaptık kii?” bakışlarıyla etrafa bakarlarken utanmadan, alenen kıkırdıyoruz biz de, zira tribünde futbolla ilgisi olmayan kadın istemiyoruz.

Baros durmuyor, durulmuyor, öyle bir üçüncü gol atıyor ki operada “Carmen”i izler gibi sakin oturan Kapalı Alt bir anda ayağa fırlıyor. Baros’un müthiş golünü bir süre ayakta alkışlıyoruz ve “Baros hat-trick özel” tezahüratımızı başlatıyoruz.

-       - Ulaaan Baroooss, Ulaaan Barooos oley oley oleeeyy!

 İlk yarı biterken şampiyon gibiyiz, hani birazdan çıkıp kupayı alıcaz, o dereceyiz. Uzun zamandır ilk kez devre arasında keyifliyiz, kalp ağrısı yok, tırnakları yemek yok. İlk 45 dakikada maçı bitirdik, formalite ikinci yarıya son derece hazırız.

-       - Abi Miso çok iyi topçuymuş ya.
-       - Miso kim be?
-       - Misimoviç işte.
-       - Mahalleden arkadaşın mı oğlum? Miso’ymuş!
-       - Ya beyler ben de Inso’ya hasta oldum.
-       - Abi n’oluyo size ya? Ben Sabri’ye, Sabroş diyo muyum? Bu ne samimiyet?


-      - Takım toparlanmış, biz buradan yürürüz artık.
-       - Eveeett. Toparlandı sayemde.
-       - Oğlum senin adın Faruk, Frank diiil. Kafan fazla karışıyo bazen.
-       - Takım için bir şeyler yapmış olamaz mıyım abicim, niye aşağılıyosun hemen?
-       - Naaptın? En fazla gittin bi tane forma aldın. Bizimkiler de “Beyler, Faruk yeni forma almış, ona ayıp olmasın ilk yarıda 3 gol atalım” diye gaza mı geldiler mesela?
-       - Geç dalganı. Yaptım bir şeyler kendi çapımda hatta üçüncü boyutta, ulvi klasmanda, uhrevi manada.
-       - Abi bi git rica ederim.


-       - Alo, hayatım evet evet maçtayım. 3-0 öndeyiz. Baros hat-trick yaptı. Hüptirik diiil hat-trick. Niye hüptirik yapsın adam maçın ortasında? Hüptirik ne ayrıca? Hat-trick işte, üç golü de o attı yani. Niye hat-trick deniyo... Çünkü... Bir maçta 3 gol atana anca şapka çıkarılır da ondan. Bu yüzden olabilir, olmayabilir de emin değilim. Kapat telefonu Nalan, Harry oyuna giriyo.

3-0 önde götürdüğümüz maç 4-5 olsun diye beklerken ve son derece şımarmışken “nazar boncuğu” olarak nitelendirip hiçbir şekilde üzerimize alınmadığımız bir gol yiyoruz. Maç bitmiş de gençler kendi aralarında takılıyorlarmış gibi etrafı izliyoruz, hatta uykusu gelenler yavaş yavaş terk ediyor tribünleri.

-       - Eve gidince sorucam ben sana Abbasileri.
-       - Ya baba yok Abbasi filan, benim için Messi var. 
-       - Messi mi soruyolar sana okulda? Nası bu yaşa kadar geldin sen be? Karnen nerde hem senin?
-       - Ohooo... Baba ne karnesi ya? Karneyi aldık bitti, yeni dönem başladı.
-       - Hadi ya. Nasıldı karnen peki?
-       - Bi şanssızlık oldu, ön eleme turunu geçemedim, gruplara kalamadım ama ümit vaat ediyorum gibi düşün.
-       - Çaktın yani.
-       - Yani.

Uzun zamandır çook ihtiyacımız olan bir galibiyeti 45 dakikada almanın mutluğuyla çıkıyoruz stattan, bir ara arkalardan şöyle bir telefon konuşması duyuluyor:

-       - Alo iyi akşamlar. Hizmetinizden çok memnun kaldık, teşekkür ederiz. Çok işe yaradı, etkisini 45 dakikada gösterdi, hakikaten dedikleri kadar varmışsınız. Şey diyecektim, hazır ayağımız alışmışken... Kadıköy büyüsü yapabiliyo musunuz acaba?